Ders notlari


sayfa17/20
s.ogren-sen.com > Doğru > Ders
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   20

GRAFİK4


Tablo 4’te görüldüğü gibi “Dilenciyi görünce gerçek ihtiyaç sahibi olup olmadığını nasıl anlarsınız?” sorusuna halkın geneli ‘fiziki durumu’nu işaretledi (%42,5). İnsanlar dış görünüşleriyle anlıyorlar. %37,5’i ‘inandırıcı olmalarıyla’, %15’i ‘giyimleri ile’ ve %2’lik kısımda ‘diğer insanların yardım edip etmemesine göre’ seçeneklerini seçti.

TABLO 5

5.Dilenciye yardım etmediğinde kendinizi kötü hissediyor musunuz?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Evet

8

2

1

8

1

3

23(%57,5)

B.Hayır

7

1

1

6

2

0

17(%42,5)


GRAFİK 5

Tablo 5’te görüldüğü gibi “Dilenciye yardım etmediğinde kendinizi kötü hissediyor musunuz?” sorusuna %57,5’lik kısmı ‘evet’ cevabını verdi. %42,5’lik kısmı ise ‘hayır’ cevabını verdi. Bu sonuçta çoğunluğun kendini kötü hissettiğini gösteriyor. Bu durumun nedeni ise dilencilerin insanlara kendilerini acındırması, insanların da yardım etmeyince kendilerini vicdanen rahatsız hissetmesidir.

TABLO 6

6.Dilenciye yardım ettiğinizde en çok hangi sözleri söylüyor?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Allah razı olsun

6

0

1

2

1

3

13(%32,5)

B.Allah ne muradın varsa versin

5

2

0

7

2

0

16(%40)

C.Allah sevdiğine bağışlasın

2

1

1

5

1

0

10(%25)

D.Diğer

1

0

0

0

0

0

1(%2,5)


GRAFİK 6

Tablo 6’da görüldüğü gibi “dilenciye yardım ettiğinizde en çok hangi sözleri söylüyor?” sorusuna verilen cevaplarda yaş gruplarının etkisi göze çarpıyor. 30 yaş ve üzerine dilenciler ‘Allah sevdiğinize bağışlasın’ derken, 18-25 ve 25-30 yaş grubuna ‘Allah ne muradın varsa versin’ demeyi tercih ediyorlar. Bu sözler insanları kandırmak için bir nevi psikolojik bir silah olarak dillerinden düşmeyen ve bitmeyen bir sözdür.

TABLO 7

7.Dilenciler sizlerle konuşmak isterse o an ne hissedersiniz?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Korkarım

2

1

1

0

1

0

5(%12,5)

B.Çekinerek yaklaşırım

4

2

1

4

1

3

15(%37,5)

C.Konuşurum

4

0

0

7

0

0

11(%27,5)

D.Diğer

5

0

0

2

2

0

9(%22,5)


GRAFİK 7

Tablo 7’de görüldüğü gibi “Dilenciler sizlerle konuşmak isterse o an ne hissedersiniz?” sorusuna kadınların büyük bir çoğunluğu ‘çekinerek yaklaşırım’ı işaretledi(%37,5). ‘Korkarım’ şıkkı ise daha çok kadınların tercih ettiği bir şık konumunda(%12,5). Bunun nedeni ise dilencilerin kendilerine zarar verebilecek bir yapıda olduklarını düşünmelerinden ileri gelmektedir. %27,5’lik kısım ‘konuşurum’u, %22,5’lik kısım ise ‘diğer’ şıkkını tercih etti.

TABLO 8

8.Aileniz dilenci olsaydı ne yapardınız?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Üzülürdüm

4

1

0

1

1

2

9(%22,5)

B.Kader

3

0

0

0

0

0

3(%7,5)

C.Okuyup ailemi kurtarmak isterdim

8

0

1

10

0

1

20(%50)

D.Ben de dilenci olurdum

0

2

1

2

3

0

8(%20)


GRAFİK 8


Tablo 8’de görüldüğü gibi “Aileniz dilenci olsaydı ne yapardınız?” sorusuna %50’lik bir çoğunluk ‘okuyup ailemi kurtarmak isterdim’ seçeneğini işaretledi. Diğerleri ise sırasıyla ‘üzülürdüm’ (%22,5), ‘bende dilenci olurdum’ (%20) ve ‘kader’i ise (%7,5)’lik kısım işaretledi

TABLO 9

9.Çocuğunuzun dilenci bir arkadaşı olsaydı ne yapardınız?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Ona yardım ederdim

9

1

0

8

0

0

18(%45)

B."Bir daha onla konuşma"derdim

1

2

1

3

2

0

9(%22,5)

C.Taşınırdım

3

0

1

0

2

3

9(%22,5)

D.Bir şey yapmazdım

2

0

0

2

0

0

4(%10)


GRAFİK 9


Tablo 9’da görüldüğü gibi “Çocuğunuzun dilenci bir arkadaşı olsaydı ne yapardınız?” sorusuna verilen cevaplar da şu şekilde; ‘ona yardım ederdim’ diyenler %45,“bir daha onla konuşma” derdim %22,5, ‘taşınırdım’ %22,5 ve ‘bir şey yapmazdım’ ise %10’dur. ‘Taşınırdım’ ı işaretleyenlerin genelinin çocuğunun olduğu, çocuklarını korumak istemelerinden dolayı böyle bir cevap verdiği göze çarpıyor.
TABLO 10

10.Dilencilerin kapınıza kadar gelmesinden rahatsız oluyor musunuz?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30+

18–25

25–30

30+

40(%100)

A.Evet

15

3

2

11

4

3

38(%95)

B.Hayır

0

0

0

2

0

0

2(%5)


GRAFİK 10

Tablo 10’da görüldüğü gibi “dilencilerin kapınıza kadar gelmesinden rahatsız oluyor musunuz?” sorusuna kadınların tamamı ‘evet’ cevabını verdi. Erkeklerde ise 2 kişi dışında geriye kalan hepsi ‘evet’ cevabını verdi. Yüzde olarak ise %95’i rahatsız olurken %5’i rahatsız olmuyor.
TABLO 11

11.Dilenciler toplumdan dışlanıyorlar mı?




KADIN

ERKEK

TOPLAM




18–25

25–30

30ve üzeri

18–25

25–30

30ve üzeri

40(%100)

A.Evet

12

3

2

8

3

3

31(%77,5)

B.Hayır

3

0

0

5

1

0

9(%22,5)


GRAFİK 11

Tablo 11’de görüldüğü gibi “Dilenciler toplumdan dışlanıyorlar mı?” sorusuna kadınların büyük bir çoğunluğu ‘evet’(17 kişi) , diğer 3 kişi de ‘hayır’ dedi. Erkeklerde ise durum bundan farklı değil; ‘evet’ diyenlerin sayısı 14, ‘hayır’ diyenlerin sayısı ise 6’dır. Yüzde olarak ise %77,5’i ‘evet’, %22,5’i ise ‘hayır’ cevabını verdi.

Yaptığımız anketin altına yapılan yorumlar:


  • Allah yardımcıları olsun.

  • Dilencilerden nefret ediyorum.

  • Bence insanlar yardım etmeli, dalga geçip alay etmek yerine.

  • Anket daha dikkatle hazırlanabilirdi.

  • Dilenciliğin duygusal bir sömürü aracı olarak kullanıldığını düşünüyorum. Her insanın içinde bir dilencilik misyonunun yattığı inancındayım.

  • Dilencilik aslında ihtiyaç sahiplerinin en son olarak başvuracağı bir şeydir. Ancak günümüzde zenginler bile dilencilik yapıyorlar.

  • İhtiyacı olan da olmayan da dileniyor.

  • Kolay yolu seçen insanların tercihidir.

  • Gerçekten ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi daha çok istiyorum. Maalesef toplumumuzda kimin ihtiyaç sahibi olduğunu bilmiyoruz.

  • Dilenciler çok sırnaşık oluyorlar.

  • Dilencilerin bazılarının gerçekten ihtiyaç sahibi olduğunu düşünüyorum. Bunu kolay yoldan para kazanmak için yapanlar var. Yukarıdaki cevapların şekillenmesinde bu önemli bir etkendir.

  • Her dilenci (sakatlar dışında) geçimini çalışarak sağlayabilir.



SONUÇ

Gözlemlerimize göre dilencilerin de çeşit çeşit olduğunu gördük. Kimisi sokak sokak gezerek, kimisi de işlek caddelerde yere koyduğu bir kartonun üzerine oturarak dileniyor. Bazısı banka kuyruğunda, bazısı da Cuma namazı bitiminde çıkıyor karşımıza.

  Kırıkkale’de on yaşındaki kız çocuğundan yetmiş yaşındaki dedeye kadar her yaştan, her cinsiyetten dilenci türüyle karşılaştık. Yaşlı olanlar ilerleyen yaşlarından ötürü çalışıp para kazanabilme imkânı pek olmadığından dileniyor, onları dilendirtiyorlar bu olayın bir imkansızlık meselesi değil de bir sektör haline geldiğini gösteriyor. ‘Kısa yoldan nasıl para kazanırım’ın önem kazandığı günümüz dünyasında dilenciliğin önemli geçim kaynaklarından olduğunu gözlemledik.

 Her gün onlarca kişiden para dilenen, her türde insanla karşılaşan dilencilerin ne kadar iyi birer toplum analizcisi olduğunu gözlemlemektedir. Hepsi toplumu o kadar iyi analiz etmiş o kadar, iyi biliyorlar ki, kimin para vereceğini, kime hangi duayı ederse para alabileceğini nerede daha çok dilenirse para kazanabileceklerini çok iyi biliyorlar. Genç birini gördüklerinde ‘Allah sevdiğine bağışlasın’ orta yaşlılara ‘Allah razı olsun’ demeyi ve banka kuyruklarında veya cami çıkışlarında dilenmek bunlara örnek olabilir.

  Çünkü dilencilerin sunduğu hizmet bir nevi psikolojik bir seans gibidir. Allah ne muradınız varsa versin, Allah sizi sevdiğinize bağışlasın ya da Allah size sevdiklerinizle birlikte sağlıklı bir ömür versin sözleri, dilenciye para veren kişileri ruhen ferahlatmaktadır, bu bir tür günah çıkarma gibi bir şeydir. Hâlbuki dilenci için kullandığı sözler vitrin süslemesi, para verenler ise pazarda gezinen müşterilerden farklı bir anlam taşımamaktadır.(PALABIYIK, 2010:177)

  Dilencilikte bir diğer önemli nokta ise dilenciliği meslek haline getirmiş kişilerin çok çocuk sahibi olması ve çocuklarını da dilenciliğe teşvik etmesidir. Bu durum dilenciliğin bir diğer kuşağa aktarılması ile alakalıdır. Çünkü küçük yaşlarda çocuğa dilenciliğin öğretilmesi, onun bu yaşam biçimine alıştırılması ve böyle devam ettirilmesi, bir sonraki neslin de dilenci yetişmesine neden olmaktadır. Bunu önlemenin tek yolu da dilenci ailelerin çocuklarının izlenerek ya kendi aileleri tarafından ya da devlet tarafından eğitim-öğretim seferberliğine dâhil edilmesidir.(PALABIYIK, 2010:178)

KAYNAKÇA

CANATAN, A. (2008) “Bir Sosyal Alış-Veriş Biçimi Olarak Dilenciliğin Tahlili”, Bir Kent Sorunu Dilencilik-Sorunlar ve Çözüm Yolları Sempozyumu, (Yay. Haz. Suvat Parin), 18–19 Ekim, İstanbul, s. 419–424

FEYMİ, P. T. (2004) Yoksulluğun Sosyolojik Analizi: Bursa Örneği, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Ankara.

 KARACOŞKUN, M. D. (2008) “Bir İstismar Yolu Olarak Dilencilik”, Bir Kent Sorunu Dilencilik-Sorunlar ve Çözüm Yolları Sempozyumu, (Yay. Haz. Suvat Parin), 18–19 Ekim, İstanbul, s. 215–223.

 MUNZER, S. R. (1999) “BeggarsogGod”, Journal of Ethics, Summer, Vol: 27, Issue: 2, p, 305-327.

 PARİN, S. (2008a) “Dilencilik Bir Yoksulluk Kategorisi midir”; Deniz Feneri Uluslararası Yoksulluk Sempozyumu, 1-3 Şubat, İstanbul. 

PARİN, S.-TUNA, K. (2008b) “Kent Yaşamı ve Dilencilik: İstanbul Dilencileri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma”, Bir Kent Sorunu Dilencilik-Sorunlar ve Çözüm Yolları Sempozyumu, (Yay. Haz. Suvat Parin), 18-19 Ekim, İstanbul, s. 147-158.

 ŞENSES. F. (2006) Küreselleşmenin Öteki Yüzü: Yoksulluk, İstanbul: iletişim Yayınları.

 PALABIYIK, A. (2010) ‘Sosyolojik bir olgu olarak yoksulluk ve dilencilik (Van ili örneği) yüksek lisans tezi. s. 177-178

 VATANDAŞ, C. ‘Dilenciler ve Dilencilik’(sosyolojik bir araştırma) makalesi. Sosyal bilimler dergisi s.173-178 

ZAMAN GAZETESİ,O6.01,2013
EK - 1

DİLENCİ-DİLENCİLİK KÜLTÜRÜ ANKETİ

  1. Genelde hangi cins dilencilerle karşılaşıyorsunuz?

  1. Kadın B. Erkek C. Kız çocuk D. Erkek çocuk

  1. Dilenciyi görünce ne yaparsın?

A. Yolumu değiştiririm B. Görmezlikten gelirim C. Para veririm D. Kovarım

  1. Genelde nerede daha çok dilenci görüyorsunuz?

A.Cami önlerinde B. Banka önlerinde C. Lokanta önlerinde

D. Sokaklarda

  1. Dilenciyi görünce gerçek ihtiyaç sahibi olup olmadığını nasıl anlarsın?

  1. Fiziki durumu B. Giyim C. Diğer insanların yardım edip etmemesine D. İnandırıcı olmasına

  1. Dilenciye yardım etmediğinde kendini kötü hissediyor musun?

  1. Evet B. Hayır

  1. Dilenciye yardım ettiğinde en çok hangi sözleri söylüyor?

  1. Allah razı olsun B. Allah ne muradın varsa versin

C. Allah sevdiğine bağışlasın D. Diğer

  1. Dilenciler sizlerle konuşmak istediğinde o an ne hissedersin?

  1. Korkarım B. Çekinerek yaklaşırım C. Konuşurum D. Diğer

  1. Aileniz dilenci olsaydı ne yapardınız?

  1. Üzülürdüm B. Kader C.Okuyup ailemi kurtarmak isterdim D. Bende dilenci olurdum

  1. Çocuğunuzun dilenci bir arkadaşı olsaydı ne yapardınız?

  1. Ona yardım ederdim B. ‘’ Bir daha onla konuşma’’ derdim

  2. C. Yerimi değiştirirdim (Taşınırdım) D. Bir şey yapmazdım

  1. Dilencilerin kapınıza kadar gelmesinden rahatsız oluyor musunuz?

  1. Evet B. Hayır

  1. Dilenciler toplumdan dışlanıyorlar mı?

  1. Evet B. Hayır

Cinsiyet

A. Kadın B. Erkek

Yaşınız

A.18-25 B.25-30 C.30+

Son olarak bu konuda eklemek istediğiniz bir şey var mı?

c:\users\gizem\desktop\gencebay-in-gurur-albumu-17-eylul-de-2617216.jpeg

Projenin Adı: Orhan Gencebay Şarkılarında Toplum İmgesi

Projenin Süresi: 30 gün

Projede Kullanılan Araştırma Teknikleri: İçerik Analizi, Literatür Tarama

Sosyolojik Kavramlar : Toplum, Toplum Yapısı, Periferik kültür öğeleri, Müzik Sosyolojisi

Hazırlayanlar: Şeyma Büber İlknur Yılmaz

Danışman Doç.Dr.Levent Eraslan

Giriş

Orhan Gencebay Kimdir?

Orhan Gencebay 4 Ağustos 1944’te Samsun’da doğdu. Besteci, ses sanatçısı, şair, şarkı sözü yazarı, virtüöz, enstrümanist, aranjör, müzik yapımcısı, müzik direktörü ve aktördür.

Dokuz üniversite adına verilmiş Uluslar Arası Montu Doktorası unvanına sahiptir.

http://www.habershow.com/v4/images/stories/orhanbaba2.jpg

Türk müziğine ortaya koyduğu ekolüyle yenilikler getirmiş ve kendi tarzını ortaya koymuştur. Bazı çevreler çalışmalarını “arabesk” adıyla tanımlasalar da kendisi bu tanımı “yanlış ve eksik” bulmuş ve “Ben Türk müziğinin devamıyım. Çağdaşlığın ve teknolojinin imkanlarını özgürce kullanarak ülkemin tüm değerlerini zenginleştirmeye çalışan bir Türk sanatçısıyım” açıklamasını getirmiş ve yaptığı müziği Türk müziğinde serbest çalışmalar diye nitelendirdi.

Orhan Gencebay müziğe 6 yaşında klasik batı müziği yapan Emin Tarakçı’dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. Notanın ve müziğin temel prensiplerini Emin Tarakçı’dan öğrendi. Kendisine her konuda destek olan ailesi, bağlamayı ve halk müziğini çok seven Gencebay’a bir bağlama aldı. Gencebay 12-13 yaşlarına kadar halk müziğinin tüm özelliklerini öğrendi. Aşık Veysel ‘i ilk duyduğunda 8-9 yaşlarındaydı ve çok etkilenmişti. Onu dinlediği zamanlarda her şeyi bir kenara bırakır, ona konsantre olurdu. Aşık Veysel ona o yaşlarda dahi sanki dünyanın kurulumundan beri var olan bir ifadeyi, sesi anlatıyordu. Onun sazının tınısından, sesinin tonundan verdiği mesajlardan çok etkilendi.

Gencebay ‘ın çocukluk yıllarında en çok etkilendiği ve feyz aldığı kişi o zamanın en büyük şöhretlerinden ve Türk halk müziğinin en iyi temsilcilerinden olan bağlama üstadı Bayram Avcı’ydı. Hatta Gencebay’a o yıllarda Bayram Avcı’yı örnek almasından dolayı küçük Bayram diyorlardı. Ayrıca Gencebay’ın hayatındaki önemli kişilerden biride Samsun’da bağlama çalmaya ilk yıllarda kendisine bağlamanın önemli özelliklerini ve akord yapmayı dahi öğreten hocam dediği Efe Naci lakaplı Naci Hoşgördü. Gencebay’ı Türk Halk Müziği’nde etkileyen diğer isimler ise: Çekiç Ali, Hacı Taşan, Muharrem Ertaş, Orhan Subay, Emin Aldemir, Yılmaz İpek gibi değerli üstadlardı.

Gencebay 10lu yaşlarında Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziğini kendi içinde değerlendirdi. Halk müziğini ritmik bulurdu ve ritmin özelliklerini iyice kavradı. Müziğin ritim ve melodi olduğunu anladı. Halk müziğinde ritimlerin farklı oluşu ona göre ülkemizin bir zenginliğiydi. Türk sanat müziğine de ilgi duyan Gencebay 12-13 yaşlarında babasının ısrarı ile tambur çalmaya başladı. Özellikle yaylı tambur çalmayı çok sevdi. Tıpkı Türk halk müziğindeki zenginlik sanat müziğinde de bulunmaktaydı. Gencebay bu çeşitli makamları ve özellikleri tek tek incelenmesi gerektiği görüşündeydi. Gencebay sonuç olarak bu iki müziğin özelliklerini araştırarak kendisine has bir armoni geliştirebileceğini fark etti.

Gencebay ilk bestesini 10 yaşında yaptı. Bestesi “Kara kaşlı esmerdi kim bilir kimi sevdi” isimli eserdir. 12-13 yaşlarında da ciddi besteler yapmaya başladı. 16 yaşından itibaren jazz ve rock müziği ile ilgilenmeye başladı, tenor saksafon çaldı. Bazı gruplarla birlikte çalıştı.

1964 yılında TRT Ankara radyosunun özel olarak açtığı sınava katıldı. O dönemlerde Trt radyosu sanatçısı olmak müzikte en üst seviyeye ulaşmaktı. Sınavı en üst derece kazanmasına rağmen bir çok kişinin tepkisini almasından dolayı radyo genel sınav açtı bu sınavı da kazanmasına rağmen söylenmeyen sebepten dolayı sınav iptal edildi. Sonra vatani görevini yapmak üzere İstanbul Heybeliada’ya gitti. “Deryada bir salım yok” adlı Gencebay tarzı ilk eserini de askerliğinin son dönemlerinde yaptı.

Askerden sonra TRT İstanbul radyosu sınavlarını kazandı. Bazı kişiler onun burada görev yapmasını istemedikleri için çok çaba sarfettiler. Gencebay İstanbul radyosundan kendi isteği ile ayrıldı. Radyodan ayrıldıktan sonra müzik çalışmalarına devam etti. Serbest çalışmalarını ortaya koyduğu Sabır Taşı, Sevemedim Karagözlüm, gibi yüzlerce bestesi bir çok sanatçı tarafından seslendirildi. Bu besteler Türk müziğinde yeni bir çığır açmaya başladı. Albümlerin yanı sıra bir çok filmde müzik direktörlüğü yaptı. Müzik direktörlüğü yaparken Ömer Lütfi Akad, Metin Arksan, Atıf Yılmaz gibi önemli yönetmenlerle çalıştı. Hudutların Kanunu, Ana, Kuyu bu filmlerden bazılarıdır.

1969 yılına gelindiğinde artık Gencebay’ın bu besteleri yorumlaması istenmişti. O her ne kadar bunu istemese de Moda Plak sahibi Mahmut Tezcan ile bir tavla oyunda kaybetmesi üzerine verdiği sözü yerine getirmek için ilk defa yorumcu olarak Başa Gelen Çekilirmiş-Sensiz Bahar Geçmiyor isimli eserlerin 45liğini yaptı. Bu çalışmalarıyla yorumcu olarak tanındı şöhret oldu.

1969 yılının sonlarına doğru Tanrıya Feryat-ümit şarkısı 45’liğini yaptı. 1970 yılı başlarında Bir Teselli Ver-Yorgun Gözler 45’liği Türkiye’deki şöhretinin zirvesine gelmesinin yanında Balkanlar ve Ortadoğu da da şöhreti getirdi.

1972 yılına gelindiğinde Gencebay, Şahin Söğütoğlu, Yaşar Kekeva ile İstanbul Plak Kolektif Şirketi’ni kurdular. Bir süre sonra bu şirketi fes ederek Kekeva ile Kervan Plak şirketini kurdular. Dönemin bir çok başarılı, şöhret olmuş isimlerine ve şöhret kazandırdığı sanatçılarına yön verdi. Erkin Koray, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı, Mustafa Sağyaşar, Neşe Karaböcek, Ayten Alpman, Mine Koşan, Sezen Aksu, Nil Burak, İzzet Altınmeşe, Gönül Yazar, Semiramis Pekkan, Belkıs Akkale, bunlardan bazılarıdır.

1978 yılında Türk müziğinin Avrupa’dan tüm dünyaya yayılması için Kekeva ile Berlin’de bir plak şirketi kurdular. Almanya’da kurulan bu en büyük ilk müzik şirketi bir süre faaliyette bulundu. Aynı yılın sonunda iki ortak ülkeye dönüş sırasında ağır trafik kazası geçirmelerinden dolayı şirketle ilgilenemediler ve 1979’da şirketi kapatmak zorunda kaldılar.

1980 yılında ortağı Yaşar Kekeva’dan ayrılan Gencebay Kervan Plak şirketini kardeşi yeni ortağı Burhan Kencebay ile devam ettirdi. 1996 yılına kadar devam eden bu ortaklıkla müzik piyasasına yön verilemeye devam edildi. Kendi albümlerinin yanında yine bir çok değerli sanatçıyla tanışıp yeni seslere şöhretin yolunu açtı. Ahmet Özhan, Samime Sanay, Biricik, Sibel Can, Volkan Konak, Linet, Zeki Alasya-Metin Akpınar da bunlardan bazılarıdır. 1996’da kardeşi ve ortağından ayrılan Gencebay oğlu Altan Gencebay ile hala faaliyette olan Kervan Plakçılık’da albümlerini çıkartmaya devam etmektedir.

Gencebay şöhret olduğu 1969 yılından itibaren günümüze kadar 31 sinema filminde başrol oynamış olup, müzikte gördüğü ilginin devamını filmlerinde de sürdürmüştür. Yapmış olduğu filmler gişe rekorları kırmıştır. 1000’in üstünde bestesi bulunan Gencebay bunlardan 300 tanesini seslendirmiştir.

Orhan Gencebay Türkiye’nin müzik sektöründe kimsenin yakalayamayacağı bir tirajı yakalamış olup yasal olarak bu sayı 70 milyon civarında plak kaset ve cddir.

Orhan Gencebay Arabeskinde Aşk

Türkiye de arabesk müzik üzerine yapılmış önemli çalışmalar bulunmaktadır. Arabeski popüler kültür bağlamında Türkiye deki modernleşme ve kentleşme pratiğinin bir parçası olarak Meral Özbek in çalışması bu anlamda bizi aydınlatan önemli eserlerden biridir. “Popüler kültür ve Orhan Gencebay arabeski” başlığıyla çıkan 1988 yılında biten bu doktora çalışması daha sonra ilk basımı 1991 olmak üzere kitap olarak basılmıştır Meral Özbek bu eserle birlikte arabesk meselesini “yozlaşmanın, kültürsüzlüğün, arada kalmışlığın müziği” olarak tanımlayan bakış açısına karşı yeni bir söylem geliştirerek, arabeski kırsaldaki alışkanlıklarla kentteki yeni hayat tecrübesinin deneyimlendiği noktada kentle baş etme, kentin zorluklarına karşı yeni bir dil geliştirmenin müziği olarak anlamaya çalışmıştır. Bu anlamıyla arabesk hem bir direnme hem de boyun eğmeyi içermektedir. Kültürel çalışmalar geleneğinin açtığı yoldan tezini geliştiren ve kuramsal olarak çok zengin bir literatürle meseleyi irdeleyen özbek çalışmanın ilerleyen bölümlerinde arabesk müziğin biçimsel özelliklerindende bahsedecektir. Bizi bu çalışma açısından daha çok bu kısım ilgilendirmektedir.

Biz bu çalışmada aşıklık geleneğinin biçimsel özellikleri itibariyle hem arabesk müziğe hem de pop müziğe etkisi olduğunu düşünmekteyiz ve bu durumu her iki müzik türü için de bazı örneklerle açıklamaya çalışacağız. Öncelikle burada derdimizi anlatırken kritik bir noktaya meral özbek in aracılığıyla dikkat çekmeliyiz. Belirli geleneksel ögeler yepyeni ortamlarda, yeni toplumsal öge ve pratiklerle eklemlenerek, yeni biçim ve anlamlar kazanırlar; ve eğer kültürel devamlılıktan söz edilecekse bu daha çok bir üslup devamlılığıdır. Yani hem arabeskte hem de pop müzikteki etkinin doğrudan ve kesin bir etki olduğunu aasla savunmuyorum. Bu etkinin tam da değişen koşul ve pratikler doğrultusunda bir kültürel devamlılığın tezahürü olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Yani aşıklık geleneği ve geleneksel halk ezgilerinin söz konusu popüler müziklere değişik biçimlerde sızdığını, bestecilerin hem sözlerinde hem de müzikal tınılarında bu etkiyi hissetmenin mümkün olduğunu söylüyorum. Meral özbek de çalışmasında “gelenek taşıyıcısı olarak orhan Gencebay” başlığı altında aşıklık geleneği ile rabıtasını anlamaya çalışır. Orhan Gencebay özellikle 1968-1979 yılları arasında yaptığı çalışmalarıyla ille de karşılaştırılmak istenirse en azından biçimsel olarak halk aşıklarına benzetilebilir. Kentli bir halk aşığı (ozanı).

Bu benzetmenin nedenleri üzerinde dururken meral özbek öncelikle orhan Gencebay ın kendi şarkı sözlerini ve bestelerini kendisinin yazması, yönetmesi, düzenlemesi ve -çok iyi- saz çalmasını örnek olarak gösterir. Ayrıca Özbek sanatçının samsundan İstanbul’a gelişini ve ilk işlerini sazının eşliğinde icra etmesini, ilk albüm kapaklarında elinde sazıyla kentli bir aşık portresi çizmesini de bu açıdan değerlendirebileceğimizi (özbek ,1991, 176-177) ancak Gencebay ın şarkı sözlerindeki bazı temalar ve biçimsel özellikler bizi aşıklık etkisinin biraz daha net okunabileceği bir noktaya getirir. Meral Özbek aynı eserinin “ekler” bölümünde “Orhan Gencebay arabeski şarkı sözleri çözümlemesi” başlığı altında bir analiz yapmıştır. Bu analize göre şarkı sözlerinde en fazla görülen bazı sözcüklerin sıklık ortalamalarına bakıldığında 300-650 arasında aşk, ben, sen, sevmek, olmak gibi sözcüklere, 200-300 arası dert sözcüğüne 100-200 arası dünya, gün, biz, sevgili, vermek, gelmek, bilmek gibi sözcüklere 100-150 arası acı, can, çare, ölüm, leyla, ümit, hayat, kader, yara, gönül gibi sözcüklere rastlamaktayız. Burada gördüğümüz bir çok sözcük aslında aşıklık geleneğinde de sık işlenen temalara ilişkindir. Orhan Gencebay’ın şarkı sözlerindeki biçimsel özelliklere baktığımızda da hece ölçüsü ve uyak düzenin aşıklık geleneğine yakın olduğu görülür. Örneğin; “batsın bu dünya” şarkısının nakarat kısmında mani uyak düzeni görülür.

Ben ne yaptım kader sana (a) 8’li hece

Mahkum ettin beni bana (a) 8’li hece

Her nefeste bin sitem var (b) 8’li hece

Şikayetim Yaradan’a (a) 8’li hece

Ya da sevilen şarkılarından biri olan Gönül’de

Hepimiz bir misafiriz (a) 8’li hece

Zaman gelince göçeriz (a) 8’li hece

Ecel acı can alırken (b) 8’li hece

Her şeyimizden geçeriz (a) 8’li hece

Bu örnekler ziyadesiyle çoğaltılabilir ancak şunu da belirtmek gerekir ki arabesk gibi farklı müzik türlerinin senteziyle ortaya çıkan melez bir müzik de yukarıda bahsettiğimiz biçimsel özelliklerin aynı şarkı içinde bile bazen bir uyum söz konusu olabilmektedir. Meral özbek e yeniden dönecek olursak Orhan Gencebay arabeskinde müzik yapısı hiçbir geleneksel yapıyla tek başına açıklanamıyor. Kendisinin belirttiği üzere 5 tip şarkısı var:

  1. Türk sanat müziği ağırlıklı

  2. Türk halk müziği ağırlıklı (özellikle orta Anadolu tarzı )

  3. Oryantal (oyun havası ağırlıklı)

  4. Batı müziği ağırlıklı (armonik )

  5. Ortada.


Orhan Gencebay’ın ortada dediği hiçbir belirgin ağırlığı olmayan bu melez şarkılar onun müziğinin çoğunluğunu oluşturuyor. Kendisine göre Orhan Gencebay arabeskini özel kılan, asıl temsil edilen parçalar ortada olan parçalardır.(özbek,1991,175.)

Bu ortada olma hali Orhan Gencebay ı kendi deyimiyle “serbest çalışmalar” yapmaya olanak tanımaktadır. Bu durumda onun o döneme kadar denenememiş özgün bir müzik tarzı oluşmasına olanak tanımıştır. Arabesk olarak tanımlanan bu müzik ilk dönemlerde devlet tarafından yasaklanmış ancak 1990’lı yıllara doğru Özal’ın liberal bir hegemonya tesis etmeye çalışmasıyla serbest bırakılmış, hatta “acısız arabesk” gibi bir kavramla teşvik edilmiştir. İlk dönemlerde Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses in daha sonra da İbrahim Tatlıses’in katılımıyla Türkiye de bir dönem en fazla en fazla dinlenen müzik türü olarak tarihe geçmiştir. Kaldı ki bütün bu saydığımız isimlerin kendileri neredeyse kültürel bir kimlik aidiyeti içerisinde dinlenen hayran kitleleri bulunmaktadır. Arabesk müzik her ne kadar ilk dönemlerde Meral Özbek in belirttiği gibi hem bir direnme hem de bir boyun eğişi barındıran sınıfsal bir boyut içerisinde anlamlandırabilse de 1980 sonrasında Türkiye deki yoksul kentli kesimlerin devletin sağ popülist hegemonyasını içselleştirmesinde önemli bir araç olmuştur. Nurdan Gürbilek in ele aldığı haliyle bir taraftan son derece yoğun bir baskının yaşandığı öte yandan merkezsiz, dağınık kendiliğinden bir söz patlamasının yaşandığı 1980’li yıllarının kültürel iklimin geçiş noktalarından biriydi arabesk Gürbilek bir başka denemesinde 1990’lı yılları anlamaya çalışırken Orhan Gencebay’ın hiçbir zaman ulaşılamayacak, uzak bir imgeye tutulmuş, aşık söyleminden, kontrolsüz, taşkın, dünya nimetlerinden mahrum kalmış bir arzunun dışa vurumu olarak “ben de isterem” söylemine dikkat çekmektedir. Sözü buraya getirmemizdeki sebep ise her ne kadar söz dizilişinin biçimsel özellikleri itibariyle aşıklık tarzına yakın besteler üretilse de arabesk müzikteki temalar farklılaşmaya başlamıştır. Bazen dibe vurmuş bir umutsuzluk, bazen pişkin bir talepkârlık, bazen bir güç ve erkeklik gösterisi bazen de her şeyin boş olduğuna ilişkin bir vurdumduymazlık daha ağır basmıştır. Aşıklık geleneğinin arabesk üzerindeki etkisi azalmış sadece arabesk müzik müzisyenlerinin albümlerinde okudukları aşık ya da halk türkülerinden ibaret bir ilişki kalmış diyebiliriz.

Orhan Gencebay şarkılarında toplum imgesi

Orhan Gencebay şarkılarını inceleyecek olursak genel itibariyle bulunulan durumun çaresizliğine başkaldırı, dünyanın düzenine isyan, yine dünyanın bozukluğunu buna yönelik doğan dert kederlerin dile getirildiği görülecektir. En basitinden hepimizin bildiği “batsın bu dünya” şarkısında:

“ Yazıklar olsun, yazıklar olsun

Kaderin böylesine, yazıklar olsun

Her şey karanlık, nerde insanlık

Kula kulluk edene yazıklar olsun” Dizelerinde dünyanın düzenine, insanlığın bitişine yönelik sitemler dile getirilmiştir. “kula kulluk eden” ibaresinde de insanın başka bir insana itaatinin çirkinliği dile getirilmiştir.

“ Ben ne yaptım, kader sana

Mahkum etti, beni bana

Her nefeste, bin sitem var

Şikayetim Yaradan’a” sözlerinde kadercilik ve inanç anlayışını algılayabiliriz. Dünya düzeninin, insanların ve ilişkilerinin bozulması, adalet, yardımseverlik ve iyilik kavramının yok olmasına yönelik isyanını “bozamazsın beni dünya” şarkısında açıkça görebiliyoruz:

“Sen ne kadar bozulsan da,

Bozamazsın beni dünya

Çirkinlikler kitabına,

Yazamazsın beni dünya

Yazılmam dünya,

Söz vermişim Allah'ıma

Ortak olmam günahına,

Bir vefasız yâr uğruna ölemem dünya,

ne sevilmek, ne sevmek var,

ne insanlık, adalet var,

Uyamam ben düzenine,

Değişmem dünya, sen değiş dünya,

Yaratırken tanrım seni

Yaratığı en güzelini,

Paylaşmanın kıymetini,

Bilemedim, anlamadın bencilsin dünya,

Şeytan da sen, melekte sen,

Mahşer de, sen ahrette sen,

bu halinle en kötüden, çirkinsin dünya,

Ne sevilmek, ne sevmek var,

Ne insanlık adalet var,

Düzenine isyanım var,

değişmem dünya,

sen değiş dünya. Şarkı sonunda “Bu şarkım aslında dünyaya değil

Bu güzel dünyayı bozmak isteyenleredir.” Diyerek bu şarkının bozulan insanlığa yönelik olduğunu da anlayabiliyoruz. Gencebay şarkılarında eleştirel bakış açısını yansıtmış, topluma şarkılarıyla insanlık mesajı vermeye çalışmıştır. Bunun örneğini:


Utan utan

Ettiğinden utan

Gerçeği yalan katığından utan

Kırdığın gönüldür parçasından utan

Utan utan utan dostum

Verdiğin sözlerden gelecek günlerden

Bekleyen ümitlerden hasretlerden utan

Gönlümün hüznünden yas dökülen gözden

Aldığın her nefesten insanlıktan utan



Hiçbir şey vermeden avuç açan elden

Sevgisiz gönüllerden bencillikten utan

Ettiklerin sana kar kalacak senam

Ah alarak yarattığın fırsatlardan utan

Yukarıdaki “Utan” isimli şarkısından anlayabiliyoruz.
Gencebay şarkılarında görüldüğü üzere toplumsal düzensizliklerden bahsetmiş, buradan yola çıkarak tıpkı örnek aldığı Aşık Veysel gibi şarkılarını “insanlığa mesaj” olarak armağan etmiştir.



Ey gönlüm sen benden neler istiyorsun

Mutluluk yetinmektir bunu bilmiyorsun

Neden şu haline şükür etmiyorsun

İsyan ediyorsun

Görmedin mi dünya hırsın kurbanıdır

Sende mi hırsla malum oluyorsun

Dünya gurbetinde birer misafiriz

Doğarken ne getirdin ne götürüyorsun


Orhan Gencebay şarkılarıyla insanlığa mesaj verirken toplumumuzun temel ögelerinden “inanç” kavramı üzerinden gitmiştir. Yukarıdaki dizelerde de dünyanın geçici bir yer olduğunu söyleyerek yapılan bunca isyanın, hırsın boş olduğunu ifade etmiştir.

Gencebay şarkılarında sadece toplum düzeninden değil bireysel sıkıntılardan da söz etmiştir. Dert ve kederin çaresini bazen ölüm olarak bulmuştur. Buna




“Bu dünyada rahat yok

Ölüm belki kurtuluş

Al canimi ya Rabbim

Bitsin artık kahroluş” ve “Bıktım artık yaşamaktan

Çekmekle biter mi bu hayat” (kaderimin oyunu) bu dizelerinden yola çıkarak kanıt gösterebiliriz.

Orhan Gencebay’ ın bu şekilde toplumumuzda önemli bir yer edinmesinin sebebi şarkılarında halkı, halkın acılarını, halkın duygularını anlatmasıdır. Önemli bir sanatçı olmasına rağmen bunu kullanmamış halk diliyle konuşmuş, halkın dilinden yazmıştır. Bu yüzdendir ki bugünkü toplumumuzda bile Orhan Gencebay’ın ve şarkılarının yeri ve saygınlığı apayrıdır.

“Yaşamak bu değil” şarkısının sözlerine bakıldığında:


Elimde bir kandil dolaşıyorum

Şu bozuk yollarda dertler içinde

Sağımda solumda can verenler var

Her dostun kavgası aynı biçimde

Nedir bu kin ne bu nefret

Hiç kalmamış cana kıymet

Parça parça olsan bile

Sabret gönlüm yine sabret



Yine karşımıza çıkan Gencebay’ın toplumsal meseleyi yansıttığıdır. Toplumdaki huzurun yok olmasından, insanlığın bitmesinden söz etmiştir.

Orhan Gencebay toplumsal olumsuzlukları anlatırken her zaman ümitsiz olmamış çoğu zaman bireye var olması gerektiğini belirtmiştir.



Yalnız değilsin şarkısında dediği gibi:

Yalnız değilsin, yalnız değilsin,

Doğduğun güne bak, Yalnız değilsin,

Geçtiğin Yola bak, Bir sen değilsin,


Yanız değilsin, yalnız değilsin,

Sevilirken severken ağlıyorken gülerken,

Son nefesi bile inanıp veriyorken,

Yalnız değilsin,
İşlediğin suçlardan ettiğin yardımlardan,

Her engeli aşıp yürüdüğün bu yolda yalnız değilsin

Mademki yaşıyorsun tek başına değilsin,

Herkes gibi bütünden kopan parçasın, yalnız değilsin.




Şarkının özellikle “mademki yaşıyorsun tek başına değilsin, herkes gibi bütünden kopan parçasın yalnız değilsin” kısmında bireyin toplumun bir parçası olduğunun her ne kadar kopmalar yaşansa da yalnız olmadığını belirtiyor.

“Sabret gönlüm sabret sabret

Allah bizimledir allah bizle

Allah tek ümittir ümitsize

Hangi kitap yazmış insan köle diye

Mutlaka çare var çaresize”

Sözleri ile Gencebay ümit aşılamaya toplumumuzun yapısına uygun olarak inanç anlayışı üzerinden gitmiştir.

Gencebay’ın şarkılarından toplumumuzun yapısını, insanların yaşayışını çıkarabiliyoruz örneğin;

Allah'ın emriyle

Peygamber kavliyle

İstemiştim seni bana

Keremle Mecnun haliyle şarkısında toplumumuzun bir geleneğini görebiliriz. Ya da

Ara köhneleri meyhaneleri

Dolaş izbeleri viraneleri

Tanı aşk uğruna divaneleri

Derbeder var mıdır halimden öte sözlerinde genellememekle birlikte toplumumuzda farklı yaşayış tarzlarının olduğunu da çıkarabiliriz.

Son olarak Orhan Gencebay’ın “bitecek dertlerimiz” şarkısını toplumsal bakış açısıyla değerlendirelim;


Alan aldı giden gitti ah ile

Ölen öldü kalan kaldı vah ile

Ah yaşanır mı bu zulümle kahır ile

Asırlara sığmaz bizim derdimiz

Yetmez olduk kendimize kendimiz of

Yılların günahı kaderde mi kalacak

Elbet bir gün insanlık

Sizden hesap soracak

Bin dertle bin gamla, yaşadık çok yılları

Sardıkça ezdi bizi, yoksulluğun kolları

Bir gün mutlaka göreceğiz bizde

O güzel yarınları

Biz görmesek de görecekler var

O mutlu yarınları

Haklıysan vur bize boyun kıldan incedir

Eğer insanlık yaşıyorsa

Bu acılar dert nedir

İnsanız, insanca yaşamaktır gayemiz

Ne şiddet nede isyan

Haktan yana derdimiz

Bir gün mutlaka yaşıyorsak eğer

Gülecek her birimiz

Biz görmesek de görecekler var

Bitecek dertlerimiz…


Gencebay bu şarkıda farklı olarak toplumun bir açığı olan yoksulluk temasına değinmiştir. Yine kaderci bakış açısıyla olayların sebebine inmektense kaderdendir diyerek geçilmiş, fakat olaylara yine ümit bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Tıpkı atasözümüzdeki gibi “umut fakirin ekmeğidir!”
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   20

Benzer:

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers Notları ÜNİte I

Ders notlari iconDers notlari birinci Gün 7

Ders notlari iconDers Notları Final Hinduizm

Ders notlari iconDers notlari I. ÜNİte güzel sanatlar ve edebiyat

Ders notlari icon” Ders Notları Öğr. Gör. Osman albayrak

Ders notlari iconDinler tarihi ders notları final yahudilik

Ders notlari icon” Ders Notları Öğr. Gör. Osman albayrak


Sanat




© 2000-2018
kişileri
s.ogren-sen.com