Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist


sayfa1/14
s.ogren-sen.com > Ekonomi > Evraklar
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14
kutsal sayılan Kemalist ideolojinin ve onun yürütücüsü devletin Atatürk’ün

manevî huzurundaki temsilcileridir. Dolayısıyla kutsalın temsilcilerine de

burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist

ideolojinin ‘ideal insanını’ temsil eden, kutsal olmayan alana dâhil olan

kişileridir. Kutsalın karşısında oldukları için tüm hareketleriyle önceden

belirlenmiş bir ritüeli sahnelerler ve hiçbir şekilde kendiliğindenliğe izin

verilmez. Yapılan uygunsuz bir davranış ise kutsala yani Kemalist ideolojiye

ve Atatürk’e yapılmış bir saygısızlık olarak algılanır. Çünkü insanın

oluşturduğu bu ideoloji ve yüksek toplumsal konumların aldığı saygı, nitelik

olarak dinî saygıdan farklı değildir.

Ritüellerin ikili yapısı bir yandan insanları hiyerarşik yapı içinde

birbirinden ayırırken bir yandan da onların dayanışma içinde olmalarını sağlar.

Bayramların kutlanması Atatürk’e ve ilkelerine bağlılığı geliştirerek ulusal

birliği pekiştirmeyi amaçlar. Bu sahnede seyirci konumunda olan halkın da

rolü vardır. Çünkü devletin kurumları ve bu kurumların üyeleri (asker, memur,

öğrenci) kurumsal dayanışmanın kamuoyuna sergilenmesinde seyirciye ihtiyaç

duyar. Töreni sunan grupların birliği ve ahengi sosyal sistem olarak okulun,

kurumların ya da toplumun birliğini ifade eder. Burada seyirci kitlesi

genelleştirilmiş diğeri” ne dönüşür. Burada genelleştirilmiş diğeri yani halk

kitlesiyle her bir öğrenci bulunduğu sosyal birlik içindeki kimliğini hisseder.

Halk ile töreni sunan öğrenciler arasındaki birlik ise sembolik olarak

seyircilerin verdiği coşkulu alkış ve tezahüratta ifade bulur ve böylece bayrama

katılım, toplumsal dayanışmanın kamuoyuna sergilenmesi olarak

tanımlanabilir. Ayrıca burada hazırlık aşamasında öğrencilere kazandırılan

disiplin, düzen, kendine hâkim olma gibi bireysel olmaktan çok toplum

hayatına vurgu yapan prensip ve normların kazandırılması da öğrencilerin

dayanışmalarına dönük bir alıştırma olarak kabul edilebilir.

4.1.2. Sembol Olarak Atatürk ve Ritüel Olarak 10 Kasım

Mustafa Kemal Atatürk (1881 - 10 Kasım 1938) I. Dünya Savaşı sonrası

Anadolu'da başlayan ulusal bağımsızlık mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı'nın

151

askerî ve siyasî öncüsü ve önderidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk

cumhurbaşkanıdır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, Türkiye Cumhuriyeti'nin

kuruluşu, hilafet ve saltanatın kaldırılarak Osmanlı hanedanının yönetimden

bağları koparılması ve halk egemenliğinin kabul edildiği hareketlerde liderliği

üstlenmiştir.

Atatürk, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak amacıyla bir

dizi inkılâp yapımında öncü rol oynamıştır. Bunlar Atatürk İnkılâpları adı

altında beş ana başlık altında şöyle özetlenebilir: Siyasal alandaki inkılâplar:

Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923),

Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924). Toplumsal alandaki inkılaplar:

kadınlara ve erkeklere eşit haklar verilmesi (4 Ekim 1926–5 Aralık 1934),

Şapka ve kıyafet devrimi (28 Kasım 1925), Tekkelerin, zâviyelerin ve

türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925), Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934),

Lâkapların ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934), Uluslararası saat,

takvim ve uzunluk ölçülerinin kabulü (26 Aralık 1925–1 Nisan 1931). Hukuk

alanındaki inkılâplar: Mecellenin kaldırılması (1924–1937). Eğitim ve kültür

alanındaki inkılâplar: Öğretimin Birleştirilmesi Yasası (Tevhidi Tedrisat

Kanunu-3 Mart 1924), Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928), Türk Dil

ve Tarih Kurumlarının kurulması (12 Temmuz 1932 – 15 Nisan 1931),

Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933), Güzel sanatlarda

yenilikler. Ekonomi alanındaki inkılâplar: Aşar vergisinin kaldırılması,

Çiftçinin özendirilmesi, Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi

kuruluşlarının kurulması, I. ve II. 5 yıllık Kalkınma Plânları'nın (1933–1938)

uygulamaya konulması, Anadolu'nun yeni yollarla donatılması.

Görüldüğü üzere bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerine

kurulduğu temeller büyük ölçüde Atatürk’ün önderliğinde inşa edilmiştir. Türk

devleti ve halkı bu nedenle yapılan inkılâpları Atatürk’ün kişiliği ve kendisiyle

özdeşleştirmiş, Atatürk ile ilgili yapılan olumlu ve olumsuz yorumlar direk

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilkeleri ve düzeni ile ilişkilendirilmiştir. Diğer

taraftan inkılâplar ve düzen ile ilgili olumlu ya da olumsuz yorum ya da

eleştiriler de direk Atatürk’ü hedef aldığı şeklinde algılanmaktadır. Atatürk’ün

kendisi ve ölümünden sonra resimleri, büstleri, sözleri devletin ideolojisinin bir

152

sembolü hâlini almıştır. Bu ideolojinin taşıyıcısı olan devlet kurumlarında ve

tabii ki okullarda Atatürk’e saygı ve ideolojisinin takipçisi olunduğunun

gösterilmesi amacıyla duvarlarda Atatürk resimleri, bahçe ve koridorlarda

Atatürk büstleri, Atatürk’ün sözleri ve nutku yasalarla belirlenmiş şekilde

sergilenmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın 1977 tarihli “Atatürk köşeleri hakkındaki

genelgesi” (Tebliğler Dergisi, 23 Mart 1977, sayı:1928) aşağıdaki ifadeleri

içermekte ve bütün ilk ve orta dereceli okullar ve öğretim kurumlarında

Atatürk Köşelerinin önemine uygun bir şekilde kurulması ve hassasiyetle

düzenlenmesi istenmektedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk'e karşı

duyduğumuz derin sevgi ve bağlılığı ifade etmek ilkelerini

benimsetmek ve yaşatmak, eserlerini korumak, O'nun çizdiği yolda

ve düşünceleri etrafında millî birlik ve beraberlik ruhuna canlı,

millî şuuru uyanık tutmak her türlü eğitim çalışmalarımızın başta

gelen amacıdır.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin yetiştirilmelerinde; ders içi ve

ders dışı bütün eğitim çalışmalarının, okulun maddî ve manevî

hayatının, Atatürk'e olan minnet ve bağlılığımızı bu amaç

istikametinde yansıtacak ve gerçekleştirecek şekilde düzenlenip

yürütülmesi esas olmaktadır.

Bu maksatla, okullarımızdaki "Atatürk Köşeleri"nin Atatürk'le

ilgili yayınların yer alacağı bir "Atatürk Kitaplığı"nı kapsayacak

şekilde; düşündürücü, duygulandırıcı ve heyecan vereceği, Atatürk

ve ilkeleriyle içten bir bağ kurulmasını sağlayıcı nitelikte

düzenlenmesi gerekmektedir.

Bu, “2003 Millî Eğitim Bakanlığı ilköğretim kurumları yönetmeliği”

(Resmî Gazete, 27 Ağustos 2003, sayı:25212) Madde 148’de şöyle geçer:

Atatürk köşesi, okul binasının girişinde, uygun bir yerde temiz, düzenli,

Atatürk'ün hayatını, inkılâplarını yansıtacak ve anlamlı bir kompozisyon

oluşturacak şekilde düzenlenir ve zamanla geliştirilir”. Öğretim kurumlarında

sadece okul içinde değil, sınıf içinde de Atatürk portrelerine yer verilmesi

resmî bir gerekliliktir. Madde 145, bu gerekliliği şöyle ifade eder:

Dershanelerde yazı tahtasının üst kısmına Atatürk'ün portresi, onun üstüne ay

yıldız sağa bakacak şekilde Türk bayrağı, Atatürk'ün portresinin duruşuna göre

153

sağına İstiklâl Marşı, soluna Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi asılır. Öğretim yılı

süresince öğrenci-öğretmen iş birliği ile geliştirilen ve güncelleştirilen Atatürk

Köşesi oluşturulur”.

Okullarda ve sınıflarda Atatürk dışında Millî Eğitim Bakanlığınca

gönderilen ya da tavsiye edilen, Türk kültür ve medeniyeti, önemli tarihî

olaylar, kahramanlıklarla ilgili tablolarla diğer Türk büyüklerine ait portreler ve

güzel sözler de asılmaktadır. Bunların amacı, öğrencileri ulusa ve insanlığa

hizmet etmiş kişiler ve resmî tarihle belirlenmiş şerefli geçmiş hakkında

bilgilendirmek ve onlarda ulusal kimliğe ve geçmişe karşı ilgi uyandırmak ve

sevgi geliştirmektir. Çünkü bu sergilenen özlü sözler, portreler öğrencilere

tarihî olayları, kültürel ve estetik değerleri çağrışım yaptıracak birer sembol

niteliğini taşımaktadır. İstiklal Savaşı, İstiklal Savaşı'nda mermi taşıyan Türk

kadınını ifade eden tablolar, sanat değeri taşımalarının yanı sıra, bütün bu tarihî

olayların öğrencilerin hafızasında canlanmasını, tarihî hatıraların ve millî

duyguların canlı tutulmasını sağlamaktadır.

Türkiye’de Atatürk’e ve Atatürk’ü temsil eden her nesneye ya da

olguya çok yüksek düzeyde bir kutsallık atfedilmiştir. Öyle ki, Atatürk’ün

biricikliği ve taşıdığı ismin kutsallığı 1934’te “2622 no’lu Atatürk soyadı

hakkındaki kanunla” (Düstur 3. Tertip, C.16, 1935, s.84) meşrulaştırılmıştır.

Bu kanuna göre Atatürk soyadı yalnız tek şahsına mahsus olup, hiç kimse

tarafından öz ve soyadı olarak alınamayacak, kullanılamayacak ve kimse

tarafından hiçbir suretle bir kimseye verilemektir. 1951’de çıkartılan 5816

no’lu “Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun”a (Düstur 3. Tertip,

C.32, 1951, s.1842) göre ise Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden ya da

söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri ya da Atatürk’ün kabrini tahrip

eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis

cezası verilecektir. Yukarıda belirtilen suçları işlemeye başkalarını teşvik eden

kimseler ise asıl fail gibi cezalandırılacaklardır. Atatürk’e atfedilen bu kutsallık

ve portrelerine, büstlerine, Anıtkabire yüklenen anlam Atatürk’ün kendi

kişiliğini ifade ettiği sözleriyle çelişmektedir. Çünkü Atatürk başarıların kendi

özellikleriyle değil, milletin kudretiyle elde edildiğini ifade etmiş, toplumun

154

tek bir kişiye özel bir önem vermemesi gerektiğini 23.3.1923’te

Afyonkarahisar Gençleriyle Konuşma” da (Atatürk’ün söylev ve demeçleri,

II, s.163) söyle vurgulamıştır:

Ben zannediyorum ki, efradı umumiyei milletin hiçbirinden fazla

yüksekliğe malik değilim. Bende fazla teşebbüs görüldiyse bu

benden değil, milletin muhassalasından çıkan bir teşebbüstür.

Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî temayülâtınız bana noktai

istinat teşkil etmemiş olsaydı; bendeki teşebbüsatın hiçbiri

olamazdı. Millete ait meziyetleri yalnız eşhasa atfeden zihniyet,

eski idarelerin sistem ve usûl meselesinden neşet ediyordu.

Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin mahiyeti teşekkülü sırf bir

şahsın menafiini ve arzularını tatmine matuf idi. Eşhasın bu arzu ve

emellerine hadim olan millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden

kat’iyen nasibedar olamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar

millete atfolunurdu. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi

büyüklüğünü olduğu gibi cihana göstermişse, fazlalık bende değil,

şekli hazırın mahiyetindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie

çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.

Atatürk’ün bu ifadeleri kendisini, çağdaşları olan B. Mussolini ve A.

Hitler’den çok başka bir noktaya taşımaktadır. Bilindiği gibi Almanya’da A.

Hitler’in kendisi ikon hâline gelmiş, Kavgam kitabındaki düşünceler ayin

şekline çevrilmiş, bir çeşit aryan tapınması hâlini almıştı (Kertzer, 1988,

s.164). B. Mussolini de hemen tüm faşist liderlerde görülen bir özellik olarak

kendini ilahlaştırma yoluna gitmiş, devletin resmî yayın organı olan Milizia

Fascista “Tanrıyı sevmekten bir an bile geri kalma. Ama unutma ki, İtalya’nın

Tanrısı Duçe’dir”* şeklinde başlıklar atmıştır. Ayrıca B. Mussolini, yayınladığı

kurallar listesini, Musevilerin 'On Emirinden' esinlenerek On Emir koymuştu.

On Emir'in sekizinci maddesinde yer alan, 'Duçe her zaman haklıdır' sözü

toplumun her bireyi için ilk ağızda benimsenmesi gereken bir ilke hâlini

almıştır (Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, 1986, s.1474).

Atatürk’ün kişilerin kutsallaştırılmasına karşı olan düşüncelerine

rağmen, Atatürk ölümünden sonra devlet kurumlarında ve özellikle de eğitim

kurumlarındaki uygulamalarla bir kült hâline getirilmiştir. Türkiye’nin bu

toplumsal gerçeği, E. Durkheim’ın açıklamalarında karşılığını bulmaktadır. E.

* B. Mussolini’nin İtalyan halkı arasındaki lakabı, lider anlamına gelen Il Duce "Duçe" dir.

155

Durkheim (2005, s.260) toplumun eğer bir kişiden etkilenmişse ve ona

inanmışsa, o zaman bu kişiyi, diğerlerinin üstüne yükselterek âdeta

tanrılaştırdığını belirtir. Kamuoyu ona, tam olarak koruyucu tanrılara verdiğine

benzer bir ihtişam vermektedir. Toplumun verdiği bu yüksek toplumsal

konumların aldığı saygı, nitelik olarak dinî saygıdan farklı değildir. E.

Durkheim (2004, s.90–93) toplumda bazı insanların kutsal, çeşitli

özelliklerinden kaynaklanan bir itibara sahip olduklarını düşünmenin insanların

işine geldiğini belirtir. Bu, onların aşkın bir toplumsallık anlayışına katkıda

bulunmalarına yol açmaktadır. Bu kutsallık atfedilmiş kişi bir ideali

canlandırıp, büyük bir toplumu kişisel düzeyde temsil edebildiği için, insanüstü

varlıklar gibi görünmektedirler. İşte bu yüzden halkın düş gücü, bu insanları

tanrı gibi görmediği zaman bile tanrısal gücün oldukça yakınında bir yerlere

oturtmaya çalışmıştır. M. Walzer’in (1967, s.194) ifadeleriyle, “devlet

görülmez; görülebilmesi için kişileştirilmesi, sevilebilmesi için sembolize

edilmesi, anlaşılabilmesi için imgelenmesi gerekir”. Bu ifadelerden hareketle

devletin görünmezliğinin Atatürk’ün şahsında kişileştirilmiş olduğunu

söyleyebiliriz. Öğrencilerin Atatürk’e karşı sevgi saygı ve kutsallık hisleriyle

donatılmasının amacı, ilerde Kemalizm’e, devlete ve topluma genellenebilecek

olumlu hislerin temellerinin atılması kadar, devlet otoritesinin

kişiselleştirilmesidir.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist icon2. Bir merhaleden güneşle derya görünür Bir merhaleden her iki dünya...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconH. O.: Tьm bu sьreзleri nas?l ke?fettin? Nas?l bir ara?t?rmaya girdin, kimlerden yard?m ald?n?
Цnce bilgi toplan?yor, yorumlan?yor, ba?ka bir bilgi alma aktivitesi yap?l?yor, sonuзlar з?k?yor. Profesyonellerle bir karar verme...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconSanatsal bir obje gibi algılanmamaktadır. Halbuki Ressamları etkileyen...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconBir цykьyь, sahne olarak ayr?lm?? bir yerde, oyuncular?n sцz ve hareketleriyle...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconDil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconGAÜ 1985 yılında kurulmuştur. Yedi öğrenci ile küçük bir başlangıç...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconSilversea’nin küçük lüks tekneleri, bir yandan insanın hayal edebileceği...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconRoma Cumhuriyeti, hükümetin bir cumhuriyet olarak işlediği Antik...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconOluşturulmalıdır. Bu tür bir çalışma, kuşkusuz geniş kapsamlı bir...

Burada bir kutsallık atfedilir. Töreni sunanlar ise, kutsallık atfedilmiş Kemalist iconM?s?r duvar resimleri kayalar?n yьzeylerine yap?l?yordu : ba?lang?зta...
Ьzerine ince bir alз? tabakas? sьrdьkten sonra reswim yapmaya elveri?li yьzeyler elde ettiler


Sanat




© 2000-2018
kişileri
s.ogren-sen.com