Ders notlari


sayfa1/20
s.ogren-sen.com > Doğru > Ders
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   20



AKTİF ÖĞRETİM TEKNİKLERİ İLE

SOSYOLOJİ ÖĞRETİMİ

DOÇ.DR. LEVENT ERASLAN

DERS NOTLARI

Giriş

Sosyal bilimler kapsamında önemli bir bilim dalı olan sosyoloji; toplum eksenli araştırma konularını kendine çalışma alanı edinmiştir. Konusu itibariyle toplumu, toplumsal değerleri, sosyal gurupları, sosyal sınıfları, ekonomik, siyasal, sosyal, dinsel ve hukuksal kurumları, nüfusu, örf, adet değer, norm ile inançları ve bunlar arasındaki ilişkileri; değişmeleri inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bağlamda sosyoloji, bireylere kendine özgü geliştirdiği metodolojisi ile birlikte sosyolojik düşünme becerisi kazandırmakta ve böylece karmaşık toplumsal olayların daha açık anlaşılmasını sağlamaktadır. Sosyolojik düşünme ya da toplumsal olaylara sosyoloji gözüyle bakabilme yetisinin bireylere eğitsel süreçlerde erken yaşlarda verilmesi toplumu ve toplumsal olayları “anlama” becerisinin daha yerleşik ve sistematik olmasını sağlayacaktır.

Sosyoloji öğretiminde geleneksel öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılmasının ortaya çıkardığı pasif öğrenci tipolojisi yerine sosyolojinin temelinde var olan eleştirel bakışı kazandırıcı öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılması gerekmektedir. Çağdaş eğitim anlayışının gereği olarak bu gerekliliğin öğretim programlarında biçimsel olarak var olduğu fakat öğretmenlerin yeni teknikleri uygulamada zorluk çektikleri bilinmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, çağdaş öğretim tekniklerinin sosyoloji öğretiminde etkin olarak kullanılabileceğini vurgulamaktır.


AKTİF ÖĞRETİM TEKNİKLERİ İLE SOSYOLOJİ ÖĞRETİMİ

Sosyoloji, insanların ortak yaşamı ve katılımlarıyla ortaya çıkan toplumu, toplum hayatını ve toplumsal yapıyı: bu yapıda meydana gelen değişmeleri bilimsel yöntemin kendine özgü teknikleri ile inceleyen sosyal bir bilim dalıdır. İncelediği toplumsal gerçeklikte olası yasa ya da benzeri işleyiş biçimlerini bulup ortaya koymak çabası sosyolojinin bilim olma iddiasının önemli bir boyutudur ( Doğan, 2007, s. 36). Bir başka değişle sosyoloji; insanların toplum içindeki bütün ilişki, davranış ve değişimi ile ilgilidir. Bu ilgi sosyolojinin özgün bilimsel yöntemleriyle belirlenir ve analiz edilir. Özetle bireylerin belirli davranışlarda bulunmasını etkileyen toplumsal güçleri çeşitli boyutları ile inceleyen yeni bir bilim dalıdır.

Sosyoloji bilimi bu özellikleri ile toplum içindeki bireylerin birbirleriyle ve aynı zamanda yine bireylerin oluşturduğu sosyal kurumlar ile olan ilişkilerini temel alır. Bu bağlamda sosyolojinin, uğraş alanları, problem konuları, tanımsal özellikleri ve metodolojisi sosyolojiyi diğer sosyal bilimlerden ayırmaktadır. Fichter’e göre (2002, s.3); ekonomi bilimi maddi fenomenler, siyasal bilimler güç ve otorite gibi faktörler üzerinde dururken sosyoloji insan “birlikteliği” gerçeği üzerine odaklaşır. Sosyoloji, bilgi gövdesi olarak insan ilişkileri gerçeğini alır, bu gerçeğin toplumsal bağlamını temel alır. Söz konusu insan birlikteliğine katkıda bulunan veya ondan çıkarılan her şey sosyolojidir.

Sosyal etkilerin insan davranışları üzerindeki etkisi ile ilgili çalışmalar eski Yunan’a değin uzansa da Sosyoloji yaklaşık 200 yıl önce bir bilim haline gelmiştir. Sosyoloji derken onu, kendi inceleme nesnesi olan özgün bir disiplin olarak iktisat, tarih, felsefe ve hukukla ilgili çalışmalardan açıkça farklılaştıran, sistematik bir bilgi, özgül metodoloji kavramsal çerçeve kast ediliyorsa bilimler arasında ondokuzuncu yüzyıldan önce sosyoloji yoktur (Swingewood, 1991,s.11). Sosyoloji biliminin doğuşunda 19.yüzyılın kendine özgü dönemsel özellikleri, gerçekleşen olaylar, toplumun evrilmesi ve beraberinde oluşan yeni toplumsal yapı etkili olmuştur. “Batı medeniyetinin, endüstri devrimini gerçekleştiren büyük değişiminin ardından sosyoloji bir ilgi odağı haline gelmiştir. Bu büyük gelişim Batı Avrupa’yı kırsal, birleştirici ve durgun toplumdan, kentsel, çeşitli ve değişen bir toplum haline getirmiştir (Giddens, 2005, s.6). “19.yüzyıl ile birlikte toplumlara ait her şey yeni bir boyut kazanmıştır. Evrene, dünyaya ve toplumlara bakış değişmiştir. 19.yüzyıl düşünceye yeni bir boyut ve biçim kazandırmıştır. Böylece günümüz sosyal bilimler düşüncesi ideolojik kavrayışlar ve düşün yönelimleri şekillenmeye başlamıştır” (Kızılçelik, 2004, s. 3). Sosyoloji de bu dönemin özellikle beraberinde getirdiği ve kentsel yaşamı alt üst yapan yeni ilişkiler ağından beslenmiştir. Böylece kentsel yaşamda oluşan ve endüstrileşmenin beraberinde getirdiği refahın paylaşımı, toplumda oluşan yeni sınıfsal yapı ve talepleri, kentsel yaşamın yeni yerleşmecileri toplumsal yaşamda “kaotik” durumların ortaya çıkışını güçlendirmiştir. Ve böylece “toplum” bizatihi anlaşılması ve incelenmesi gereken bir kavram olarak sosyolojinin temel çıkış noktasını oluşturmuştur. Fichter’in dediği gibi “Karmaşıklaşma düzeyi ve problemleri giderek artan bir toplumda sosyolojiye ihityaç artar ve sosyologların saygınlığı yükselir” (2002, s.17). Böyle bir ortamda sosyolojinin kurucusu olarak bilinen ve sosyal dünyanın doğal dünya ile aynı bilimsel tarzda incelenmesi gerektiğini savun Fransız filozof Auguste Comte (1798–1857) Latince ”Socius” sosyal ve Yunanca “logos” mantık kelimelerinin karışımı olan ve “sosyal mantık” anlamına gelen “sosyoloji” terimini üretmiştir Comte’a göre sosyolojinin temel amacı; sosyal düzen kurallarını keşfetmektir, bu şekilde toplumsal istikrar devam ettirebilir.

SOSYOLOJİNİN TEMEL UĞRAŞ ALANLARI

Sosyoloji bilimi en genel olarak toplum ile ilgilenirken toplumsal yapı ve bu yapıyı oluşturan parçalar olan kültür, toplumsal sınıf, statü, rol, kurum ve grupları açıklamak için uğraş verir. Bununla beraber toplumsal düzeni sağlayan kurumlar da: (aile, ekonomi, eğitim, din, politika, hukuk, müzik, spor) sosyolojinin temel tartışma alanlarını oluşturmaktadır.

Sosyoloji bilimi temel olarak çeşitli özelliklere sahiptir. Bu özellikler şöyle sıralanabilir;

  • Sosyoloji bireysel sorunlarla ilgilenmez

  • Pozitif bir bilimdir. Normatif değildir.

  • Olması gerekeni değil, olanı inceler ( Nesneldir ).

  • Sosyal olaylar arasında sebep - sonuç ilişkisi kurar.

  • Toplumu bir bütün olarak ele alır ve bu bütünü oluşturan öğeler arasındaki ilişkileri araştırır.

  • Benzer sosyal olayların ortak yönlerinden hareketle genellemelere ulaşır.

  • Sosyal olayları çok yönlü ve çok faktörlü olarak ele alır.

  • Diğer sosyal bilimlerle ilişki içindedir.

  • Sosyal olayları inceleyip sonuçlar geçerli çözümler önerir.

  • Sosyal değişme ve gelişmeleri ön plana çıkarır.

  • Kendine özgü yöntem ve teknikleri vardır.

Bu özellikleri ile kendine özgü bir çalışma alanı oluşturan sosyoloji biliminin bireysel katkılarını da analizi önemli bir süreçtir. Neden sosyoloji yapıyoruz ya da sosyoloji öğrenmek bize ne kazandırıyor, epistemik bir kazanç mı yoksa bir bakış açısı mı kazandırıyor?

NEDEN SOSYOLOJİ YAPMALIYIZ ?

Her şeyden önce sosyal bilimlerin diğer alanlarında olduğu gibi sosyoloji insanın kavramsal gelişimini ve zihin dünyasının zenginleşmesini sağlar. İnsanın yaşadığı sosyal çevrede (mahalle, eğitim ortamı, köy, kasaba, kent) yalnız olmadığı duygusunu pekiştirecektir (Doğan, 2007, s. 65). Bir başka değişle sosyoloji insanlara sosyal çevrelerinde kendileri gibi bir çok insanın olduğunu gösterebilen bir özelliğe sahiptir.

Giddens’a göre sosyoloji yapma, kendimizi gündelik yaşamlarımızın bildik sıradanlığından, yeni bir bakışla uzaklaştırarak düşünmeyi öğretir ve sosyolojinin üç önemli yararı olduğunu bildiririr (2005, s.5);

  • Kültürel farklılıkların farkında olma,

  • Politik etkilerin değeri,

  • Kendini aydınlatmadır.

Sosyoloji, karışık ve kompleks ilişkiler ağlarından oluşan ve toplumsal yaşamın anlaşılmasında, toplumda oluşan olayların nedenlerini analiz edebilmede, toplumsal olayların sadece görünür değil aynı zamanda arka planı ile değerlendirilmesi gibi önemli bir bakış açıları kazandırır. Bu bakış açısı modern-postmodern anlayışın kendine özgü özellikleri bağlamında ürettiği yeni toplumun anlaşılmasında, oluşan yeni ilişki örüntüleri algılamada bireylere yardımcı olacaktır.

Fichter ise neden sosyoloji sorusunu şöyle yanıtlamaktadır ( 2002, s.15):

“Öğrenci sosyolojiyi yalnız kendi için öğrenmeyi isteyebilir, çünkü toplum ve kültürü daha iyi tanımak istemektedir. Öğrenci sosyal yaşam bilgisini geliştirmek diğer insanları tanımada daha anlayışlı olmak ve başkalarını yargılarken daha tatmin verici bir nesnelliğe ulaşabilmek için sosyolojiye gereksinim duyabilir. Öğrenci toplumun kendinden beklediği çeşitli sosyal rolleri oynayan bir aktör olarak kendi içinde bulunduğu sosyal durumların sosyolojik bilgi birikimindeki karşılığını da böylece bulabilecektir. Sorgulamanın her alanında olduğu gibi, sosyoloji de kendi alanında seçicidir. Sosyal hayatın yüzeysel bir şekilde tanınıp anlaşılması için, sosyal hayatın özelliklerini vurgular ve aydınlatır. Kavrama gücümüzü geliştirir ve aynı zamanda pratik uygulamalar geliştirmemize yardımcı olur. Bir sosyologdan propagandanın etkili olabilmesi veya artan suç işleme oranı gibi sorunlara çözüm bulması istenebilir. Bununla birlikte sosyolojinin günümüzdeki kapasitesini bütün sosyal problemlere cevap verebilmesi için artırmalıyız”.

Bir kişinin sosyolojiden beklentileri nelerdir? Bu sorunun cevabı şöyle verilebilir; Bireylerin içinde yaşadığı toplumun temel özelliklerini bilmek istemesi ve üyesi olduğu grubun ve çevrenin davranışlarını nasıl etkilediğini anlama arzusudur. Böylece toplum içinde kurallara uyum ve değişim süreçlerinin kolaylaşılacağı görülecektir. Ayrıca günlük olayların ardındaki gerçeklerin görülmesi, bireylerin seçim ve hareketleri üzerindeki toplumsal etkiyi görebilme ve anlama isteğidir. Bu bağlamda sosyoloji yapabilme kadar sosyoloji öğretiminin önemi de karşımıza çıkmaktadır.

SOSYOLOJİ ÖĞRETİMİ

Sosyoloji öğretimi sosyoloji yapabilmek kadar önemli bir uğraştır. Sosyolojinin araştırma yöntemleri ile sosyoloji yapmanın önemi kadar bireylere sosyolojik düşünce ve bakış açısı kazandırma süreci de önemlidir. Özellikle erken dönemlerde sosyolojik düşünce öğretiminin çağdaş öğretim yöntem ve teknikleri ile bireylere kazandırılması etkili bir sosyolojik düşünce becerisinin gelişmesinde etkili olacaktır.

Sosyoloji öğretiminde bu bilimin çıkışında etkili olan pozitivist paradigmanın kuşatıcı etkisi görülmektedir. Durkheim’ın ünlü ‘Olguları şeyler gibi inceleyin’ şeklindeki metodolojik kuralına dayandırıldığı görülmektedir. Sosyal olguları doğadaki olgular gibi önceden verili nesneler olarak gören Durkheim’a göre bu olgular, bizim dışımızda ve bizden bağımsız olarak vardırlar; öyle ki onlar, eylemlerimizi sınırlandırır ve irademize hükmederler. Bu olgu tanımıyla Durkheim’ın, kartezyen olgu/değer ayrımını sosyal dünyanın incelenmesine taşıdığı söylenebilir. Ona göre, bilimsel yöntem ya da sosyolojik yönteme bağlı kalındığında, şeyler/nesneler gibi ele alınması gereken sosyal olgulardan düşünceye yönelmek zorunludur. Olgular, iradi müdahaleyle ortadan kaldırılamazlar. Olguların bu ‘kalıcı’ özelliğini vurgulamak için Durkheim’ın doğa-toplum analojisine başvurduğu bilinmektedir. Ona göre toplum, bir tür organizmadır ve bu organizmanın her parçası kendine özgü bir fonksiyonu yerine getirir (Giddens, 2007, s. 37). Bu anlayışın sosyolojik düşüncenin temelinde yer alması öğretim sürecinde de geleneksel yöntemlerin kullanılmasına neden olmaktadır.

Geleneksel olarak sosyolojinin doğuşunda kullanılan doğa bilimleri yöntemlerinin sosyoloji bilimine uygulanmasıyla oluşan geleneksel yaklaşım uzun bir dönem sosyoloji öğretimine hakim olmuştur. Sunuş yolu ile öğretim, düz anlatım yöntemi, soru-cevap tekniği, güdümlü tartışma gibi öğretim yöntem ve teknikleri geleneksel sosyoloji öğretiminde etkili olmuştur. Bu uygulamaların temel özelliği öğretmeni bilgi kaynağı olarak ele alması ve öğrenme-öğretme sürecinin merkeze almasıdır. Bunlara bağlı olarak geleneksel sosyoloji öğretimi, bizzatihi toplumu anlama amaçlı sosyolojiyi sınıfa hapsetmiş ve öğretmen inisiyatifine bırakmıştır. Ayrıca gezi, gözlem ve örnek olay (vaka analizi) gibi sosyolojide kullanılabilecek yöntemler de öğretmenlerin becerisine ve tercihine dayalı olarak kullanılabilmiştir. Oysa sosyoloji öğretmek, sosyolojinin etkisini genişleten çok önemli bir etkinliktir. Sosyoloji öğrenimi sonrasında öğrencilerin sosyolojiye ilişkin içerik, teori ve metodolojisine eşlik eden bakış açısı ile birlikte eleştirel düşünce, disiplini uygulama yeteneklerini geliştiren araştırmacı bakış, yaşadıkları toplumu daha iyi analiz edebilmelerini ve sosyal sorumluluklarını geliştirecek olan sosyal katılım sağlama (Aditi& Sarabia, 2005) gibi nitelikler, sosyolojinin etkisini genişleten ‘öğretme’ eyleminin sonucunda kazanılmaktadır ( Nazlı, 2007, s.4).

SOSYOLOJİ ÖĞRETİMİNDE YENİ TEKNİKLER VE UYGULAMA ÖRNEĞİ

Öğretim yöntem ve tekniklerinin çağdaş ve öğrenci merkezli yorumlamaları son dönemlerde hızla artmıştır. Özellikle aktif öğrenci merkezli eğitim anlayışının hem uygulamada hem de akademik bağlamda önemsenmesi yeni uygulamaların öğrenme-öğretme sürecinde kullanılmasına neden olmuştur. Aktif öğretim süreçleri, öğrenenin öğrenme sürecinin sorumluluğunu taşıdığı, öğrenene öğrenme sürecinin çesitli yönleri ile ilgili karar alma ve özdüzenleme yapma fırsatlarının verildiği ve karmaşık öğretimsel işlerle öğrenenin öğrenme sırasında zihinsel yeteneklerini kullanmaya yöneltildiği bir süreçtir. Bu süreçte birey kendi öznel yargılarını, eleştirel ve yaratıcılık bağlamında geliştirir, olay ve durumlara çeşitli açılardan yaklaşmayı öğrenir. Öğrenci çevresini gözleyerek edindiği bilgileri geçmiş yaşantıları ile ilişkilendirir. Bu özelliklerin hakim olduğu sınıflarda güven, enerji, özdenetim, gruba ait olma ve duyarlı olma gibi beş temel nitelik bulunmaktadır (Harmin, 1994 s.:3-4). Aşağıda seçilen bazı yeni öğretim tekniklerinin sosyoloji öğretimine dönük uygulama çalışmaları bulunmaktadır.


  1. GÖRÜŞ GELİŞTİRME TEKNİĞİ

Eğitim ortamında bir konuda yapılan düşünce alışverişinde, tartışmasında kişinin kendi görüşünü diğer görüşlerden de yararlanarak geliştirmesini ve savunmasını ya da değiştirmesini, karşı çıktığı görüşü benimsemesini sağlayan bir öğretme - öğrenme tekniğidir. Görüş geliştirme, belirgin çelişkiler ve kutuplaşmış tutumları kapsayan konuların öğretiminde öğrencilerde görüş geliştirmek için kullanılan bir tartışma yöntemi olarak tanımlanabilir. Bu yöntemin kullanılması için konuların belirgin çelişkiler ve kutuplaşmış tutumlar içeren konuların öğretiliyor olması gerekir. Görüş geliştirme, bütün sınıfın katılımı ile gerçekleştirilir (Gözütok, 2000, s.76, Burden and Byrd, 1994, s. 326).

Görüş geliştirme tekniğinde konu seçimi çok önemlidir. Mutlaka grup içinde farklılık yaratacak bir konu olmalıdır. Bütün öğrencilerin aynı fikirde olduğu konular bu teknikte kullanılmaz.
Örnek konular

  • Toplumsal değişme ve gelişmede teknoloji önemli değildir.

  • Küreselleşme toplumsal gelişime faydalıdır.

  • Türk toplumunda sınıf kavramı yoktur.

  • Sosyal medya yeni toplumsal iletişim zeminidir.

Avantajları

  • Öğrencilerin bir konuyla ilgili değişik bakış açıları oluşturmalarını ve konuya eleştirel olarak yaklaşabilmelerini sağlar.

  • Öğrencilerde fikirleri değiştirme, sabit fikirli olmayı engelleme ve açıklık gibi becerileri kazandırır.

  • Bireylerin savundukları görüşleri gerekçelendirmelerini sağlar.

  • Sabit fikirli olma, değişime kapalılık gibi olumsuz durumları engeller.

  • Öğrencilerde özgüven, hoşgörü, birbirine katlanma, konuşma, ikna ve değişime açıklık becerilerini geliştirir.

  • Demokratik tutum kazandırır.

  • Sınıfın tümünü sürece katar.

  • Farklı görüşlere saygı duymayı öğretir.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   20

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers notlari

Ders notlari iconDers Notları ÜNİte I

Ders notlari iconDers notlari birinci Gün 7

Ders notlari iconDers Notları Final Hinduizm

Ders notlari iconDers notlari I. ÜNİte güzel sanatlar ve edebiyat

Ders notlari icon” Ders Notları Öğr. Gör. Osman albayrak

Ders notlari iconDinler tarihi ders notları final yahudilik

Ders notlari icon” Ders Notları Öğr. Gör. Osman albayrak


Sanat




© 2000-2018
kişileri
s.ogren-sen.com